Anadolu Parsı Yasiyor



Anadolu leoparının fotoğrafı çekildi mi?
Eğer gerçekten Anadolu parsından birkaç üye hala yaşıyorsa, yok olmaları kesinlikle önlenmeli. 

Leoparın klonlanarak yeniden Anadolu'ya kazandırılmasının tek koşulu, canlı bir bireyin ele

geçirilmesi ve DNA'sının elde edilmesidir. Bir ihbar üzerine geçen yıl Kaçkar Dağları'nda bir

leoparın ayak izlerini süren doğa fotoğrafçısı Agop Savul, tele-objektifle leoparın fotoğrafını

gerçekten çekti mi? Eğer çektiyse Anadolu leoparı hálá yaşıyor demektir.

Agop Savul'un bu fotoğrafı, çalışmalarına sponsorluk yapan meraklı bir işadamına verdiği

belirtiliyor. Bu nedenle fotoğrafı Türkiye göremiyor. Fotoğraf gerçekten Anadolu parsına

mı ait?

Anadolu leoparı veya parsı yaygın olarak en çok Ege bölgesinde yaşıyordu. Atatürk

zamanında ülkemize gelen ve Türkiye'de zoolojinin kurucusu olarak bilinen Alman

profesör Hans Kumarloeve, yayınladığı haritada, parsın yaşadığı bölgeleri göstermişti.

Haritada, parsın 'çok', 'az-çok' bulunduğu belirtilen yerler Ege Bölgesi ile Batı Akdeniz

bölgesiydi. Bunun yanında Amanos Dağları, Van, Hakkari, Kars, Iğdır gibi Doğu Akdeniz

ve Doğu Anadolu bölgeleri ile en son pars vakalarının meydana geldiği, Batı Karadeniz'de

Bolu-Seben ile İç Anadolu bölgesinde Ankara- Beypazarı'nda yayılış gösterdiği kayıtlara

geçmiştir.

Prof. Kumerloeve'nin, Cumhuriyet'ten önceki ilk pars kayıtlarını inceleyerek, 1956 yılında

yazdığı "Parsın Anadolu'daki Yayılışı Hakkında" başlıklı makalesi ilk belgedir. Bundan

sonraki kayıtlar, gazete ve dergi haberleri, avcı derneklerinden elde edilen bilgiler,

bazı meraklı kişilerin özel kayıtları, halen yaşayan veya ölü kişilerin pars avcısı olan

yakınları ile yapılan diyaloglar ve alan çalışmaları sonucunda elde edildi. Aşağıda

pars ile ilgili kayıtların dökümü görülüyor.

Bir soykırım öyküsü

_1856: Araştırmacı-gezgin Tchihatcheff'in İzmir'in doğu tarafında bir pars vurduğunu,

Valenciennes yazdı.

_20.11.1879: Araştırıcı-gezgin Danford'un gözlemlerine göre; Adana ili Osmaniye ilçesi

Gavur dağında vurulan dişi parsın ölçüleri şöyle: Baş ve gövde uzunluğu takriben 150 cm,

kuyruk uzunluğu 94 cm, omuz yüksekliği 66 cm.dir. Buna ait kafatası ve iskeletin Britanya

Natural History müzesinde olduğunu Kumerloeve yazdı.

_1925-30 arasında Antalya ili Gündoğmuş ilçesinde pars görüldü. AV 7(1).

_1928 Nisan : Muğla ili Milas ilçesi Varangelmez Dağı'nda Mehmet Akın bir pars vurdu

(Yurtta ve dünyada Av ve Deniz Sporları Ocak-Şubat 1953 Yıl 4, sayı 27- yazar Süreyya Bey).

_ Yine aynı yıl bir av partisinde Hatipkışla köyünden avcı Hamid yaralı bir pars tarafından

parçalandı. Ve Anadolu'daki Pars varlığı tartışıldı.

_ 1931: Whittal tarafından Karacahisar'da vurulmuş bir parsın postu Britanya Natural History

müzesinde bulundu. (Kumerloeve)

Sürek avı başlıyor

8 Şubat 1936: İzmir Avcılar Derneği ikinci başkanı Mustafa'nın verdiği bilgiye göre; Aydın

ili Söke ilçesi Moralı köyü civarında Naipli köyünden 22 yaşında bir genci bir pars parçaladı.

Çine ilçesinin Beşparmak, Tire ilçesinin Kadife ve Habibler, İzmir ili Değirmendere, Armutlu

 ormanlık alanları, Selçuk ve Belevi çevresinin ormanlık ve dağlık alanları Pars avı için tercih

edildiği bildirildi (8 Şubat 1936 Cumhuriyet).

1 Nisan 1936: İzmir'in Seferihisar ilçesi ormanlık alanında bir parsla avcılar arasında korkunç

bir mücadele oldu, pars birkaç avcıyı yaraladıktan sonra Osman oğlu Kara Mustafa tarafından

öldürüldü. (1 Nisan 1936 Cumhuriyet)

1936: Kastamonu ili Cide ve Daday ilçelerinde, Giresun, Erzincan ve Erzurum'da 350 adetten

fazla pars bulunduğu bildirildi. (Avcılık dergisi 1936).

1939: Isparta ili Kovada Gölü çevresinde iki tane pars vuruldu. (AV 7)

İnönü'ye armağan

1940: Adana ili Kadirli ilçesinde Aydın Gücüm adlı şahıstan alınan bilgiye göre bir pars vuruldu. (Kumerloeve-1956). Aynı yıl Muğla ile Çine arasında bulunan Hatipkışla köyünde bir pars avlandı. Hatipkışla köylüleri parsın 4 metre olan postunu İsmet İnönü'ye armağan etmişler.

(Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul 1999)

1940: Aydın ili Çine ilçesinden Muharrem Kılıç'ın vurduğu pars, 3.96 metre boyunda olduğu

yakınları bildirildi. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul, 1999)

İzmir'in Parsı: Zoza

1942: İzmir ili Urla ilçesi dağlık alanında bir çoban tarafından yavru pars yakalandı ve İzmirli

tanınmış avcılardan Murat Türkmenoğlu'na satıldı. Murat Türkmenoğlu tarafından 9 ay bakılan

 pars büyüyünce İzmir hayvanat bahçesine armağan edildi. "Zoza" adlı parsın fotoğrafı Cafer

Türkmen tarafından çekildi. Konu başlığı "İzmir hayvanat bahçesinin Zoza'sı " .

(Av ve Deniz dergisi Ekim 1946 (kapaktaki tarih) 31 Aralık 1946,sayı 11, page 16)

1945: Bitlis ilinin Enip Düzü mevkiinde Mustafa Onat adlı şahıstan alınan bilgiye göre,

iki tane pars kaydı Mecit bey tarafından tutuluyor. (AV 7: 6-13). Aynı yıl Antalya'nın Kaş

ilçesinin Kıbrısçık deresinde bir pars vuruldu (AV 7- 1).

1945-55 : Aydın ili Çine ilçesi ormanlık alanında 5 tane pars vuruldu. (AV 7-1).

1949: Aydın ili Söke ilçesi Yeniköy ile Bağarası köyleri arasındaki Aslan yaylasında

 pars yavrularının görüldüğü Hamdi Gündoğdu tarafından doğrulandı. (Anadolu Biyoloji

Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul,1999)

1950: Muğla ili kaynaklı pars kaydı ve örneği İ.Ü.Zooloji müzesinde bulunduğu C. Bilgin

 (1993) tarafından bildirildi. Aynı yıl İzmir ili Salihli ilçesi ormanlık alandan elde edilen iki

pars örneği İzmir ve Ankara hayvanat bahçelerine gönderildi (Kumerloeve; 1956). Aynı yıl

İzmir ili Ödemiş ilçesi ormanlık alanında öldürülen parsın derisi İzmir hayvanat bahçesine

 gönderildi (Kumeloeve;1956).

1950: İzmir'de çıkan gazetelerde Mantolu Hasan'ın (Hasan Bele) bir parsla boğuşması

haber oluyor. Konu başlığı "Selçukta bir kaplan avı ", yazarı T.Durak. (Yurtta ve dünyada

 Av ve Deniz sporları, 1 Ocak 1952 yıl 2, sayı 23)

Pars katili sahnede

1950: Çine ilçesi Kocakavak mevkiinde Kırksakalar köylülerinin parsa sık rastladıkları

yerel halk tarafından bildirilmektedir. Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop

 Savul (1999).

7 Aralık 1951: Mantolu Hasan (Hasan Bele) adıyla tanınan pars avcısı Aydın ilinin Selçuk

 ilçesi dağlarında büyük bir pars vurdu. Av ve Deniz dergisinin 1 Ocak 1952 23. sayısında

 T.Durak imzalı yazıda Mantolu Hasan'ın 30 yıl içinde bu yörede 15 pars avladığı kaydedilmiştir.

1952: Balıkesir ilinin Dursunbey ilçesi yakınlarında bir pars avlandı. AV7(1).

1952: Aydın ili Kuşadası ilçesi Güzelçamlı köyünden Mehmet Karabulat tarafından Dilek

Yarımadası Dilek Dağı Kırkbasamak mevkiinde tuzakla yakalanan ve Ankara hayvanat

bahçesinde adı "efe" konulan pars, 6 yıl burada yaşadıktan sonra öldü. Bu parsa ait tahnit

Diyarbakır Ana Jet üssünde bulunmaktadır. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz,

Hagop Savul-1999)

1955: Antalya ilinin Alanya ilçesi Ceberis dağlarında bir pars vuruldu, daha sonraki yıllarda

bu yörede parsa bir daha rastlanılamadı. Aynı yıl Doğubeyazıt-Iğdır yolu üzerinde ve Muğla

ilinin Köyceğiz ilçesi Ağla yöresinde birer pars görüldü. 1955 yılına kadar Muğla ilinin Marmaris

ilçesi Bolandağı mevkiinde devamlı olarak pars görüldü (AV 7-1).

Üç pars daha

1956: Antalya ilinin dağlık ve ormanlık alanlarında 3 tane pars vurulduğu Kumerloeve (1971)

tarafından kaydedildi. Aynı yıl Adana ili Osmaniye ilçesi Amanos dağlarında bir adet pars avlandı,

postu halen Orman Mühendis Muavini Ekrem Mutlu'dadır. (AV 7-1).

1956: İzmir ilinin Şaşal mevkiinde İzmir Merkez Avcılar Kulübü ile Eşrefpaşa Avcılar Kulübü'nün

ortaklaşa düzenledikleri sürek avında, Mehmet Canbulat (Eşrefpaşa kulübü) isimli avcı tek

şevrotin tanesi ile kalp zarını delerek bir pars öldürdü. Parsın tahniti çok kötü korunmuş bir

şekilde Eşrefpaşa Avcılar Derneği'nde bulunuyor. (Anadolu Biyoloji Tarihi, Erkan Kayaöz,

Hagop Savul-1999).

1958: Hatay ilinin Arsus ilçesi ormanlarında Orman İşletme Şefi Osman Yaşar pars gördü.

(AV 7-1). Aynı yıl İzmir ili Selçuk ilçesi Zeytin köyünde üç tane pars yavrusunun görüldüğü,

bunlara yerel halkça "kırmızı et parçası" dendiği, Hamdi Gündoğdu tarafından doğrulandı.

(Anadolu Parsı Tarihçesi ve Yaşama Alanları, Erkan Kayaöz; 2000).

1960: Muğla ili orman köylerinde avlanan parsın postu, Prof. Dr. Muhtar Başoğlu tarafından

Muğla ili civarında yapılan bilimsel gezide köylülerden alındı, halen İ.Ü. Fen Fakültesi Biyoloji

Müzesinde bulunmaktadır. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul-1999)

13 Aralık 1962: Siirt ili Şırnak ilçesi Cudi dağında Düven köyü yakınlarında bir kaplan

(Panthera tigris virigata) vuruldu. Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul-1999).

1963: İzmir'in Bayındır ilçesinde ve Van'ın Özalp ilçesinde birer pars vuruldu. (Av 7-1).

1963-64: Kars'ın Kağızman ilçesi civarında bir pars görüldü (Av 7-1).

1965: Hatay ili Amonos dağlarında bir pars vuruldu, postu İskenderun'da satıldı (Av 7-1).

1966: Hakkari- Şemdinli'de bir pars vuruldu, ayrıca üç tane de avcılar tarafından görüldü.

Yılın sonlarında Şemdinli civarında ve Van'ın Özalp ilçesi civarında birer pars görüldü.

İlaçla zehirlendi

12 Şubat 1967: Bolu'nun Seben ilçesinin 5 km batısındaki ormanlık alanda Bezer köyünden

Ali Çalayır tarafından domuz kurşunu ile erkek bir pars vuruldu. Daha sonra Hamza Tiftikçi

isimli bir şahıs parsın postunu İstanbul Sirkeci Han Kat 1, numara 1'de bulunan kürkçü

Araksi'ye sattı.

1968: Konya ilinin Bozkır-Hadim ilçeleri arasında bir pars görüldü (AV7-1).

1969 Ocak : Hatay'ın Samandağı ilçesinin kızılçam ormanlarıyla kaplı dağlık kısmında

bir pars, köylünün eşeğini parçaladı ve köylü eşeğin leşi üzerine zirai mücadele ilacı

döktü, leşi yiyen pars öldü.

Kuşadası'nda kükremeler

1970: Aydın dağlarında N.Vural isimli bir şahıs tarafından bir adet pars tespiti yapıldı.

(Av 3-7). Aynı yıl Kars'ın Kumerloeve tarafından pars tespiti yapıldı.

1970: Türkiye, İran, Irak üçgeninde yaşayan Anadolu kaplanı (Panthera tigris virigata)

Hakkari Uludere ilçesinden Şehit Şen tarafından vuruldu; kaplanın postu Ali Üstay müzesindedir.

(Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul; 1999).

1971 yılına kadar her yıl Aydın ili Kuşadası ilçesinin güneyinde yer alan Dilek Yarımadası

Milli Parkı'nda pars kükreyişlerinin duyulduğu, Milli Park yöneticilerince bildirildi. Daha sonra

 yarımadayı karaya bağlayan kısımlarda insan yoğunluğunun artması yüzünden pars bir

daha görülmedi. 2000 yılında Güzelçamlı beldesinde oturan Murat Fakçı isimli şahıs Milli

Parkın içindeki Kalamaki deresinde pars gördüğünü söylemesi üzerine Hagop Savul ile

yapılan araştırmada bir bulguya rastlanamadı.

1972: Ağrı dağında bir adet pars tespiti yapıldığı Kumerloeve (1975) tarafından bildirildi.

 Aynı yılın ağustos ayında Eskişehir ili Çatacık ormanlarında bir parsın bir çobanı yaraladıktan

sonra kaçtığı tespit edildi (Av 7-1).

Beypazarı parsı

17 Ocak 1974: Ankara ili Beypazarı ilçesinin 5 km batısında Bağözü köyünden Havva Köksal

adlı kadına saldırıp, kolunu iki yerden kıran ve köy bekçisi Ahmet Çalışkan tarafından vurulan

parsa ait tahnit Ankara MTA Tabiat Tarihi Müzesi'nde sergilenmektedir.

1974: Adana ili Pos-Çatalan ilçeleri arasındaki Söğüt bölgesinde Sabit Tarhan (1994)

gece araba farının 10 metre ilerisinde bir pars gördü.

1975: Adana ili Pos-Çatalan ilçeleri arasındaki Söğüt bölgesinde orman işçilerinin Sabit

Tarhan'a (1994) verdikleri pars kaydı bilinmektedir.

1976: Türkiye'ye gelen İsviçreli doğa uzmanı Dr.Marcus Borner Türkiye'de yaşayan parsın

dünyada benzerinin bulunmadığı, yaşama alanının Batı Anadolu ve Doğu Karadeniz olduğunu,

 bunların sayılarının 5-10 tane kadar olabileceğini söyledi.

Ege ve Akdeniz'de yok oluş

Anadolu Biyoloji Tarihi kapsamındaki çalışmalarımız sonucunda, Ege ve Batı Akdeniz

bölgelerinde parsın kesin olarak bulunmadığı saptandı. Bu kanımız, bu bölgelerde

1999 yılından beri sürdürdüğümüz alan çalışmaları, avcı dernekleri ile yapılan görüşmeler,

 alınan pars ihbarlarının değerlendirilmesi sonucunda oluştu.

Fakat; Doğu Akdeniz, özellikle Mersin ili Mut ilçesi Kestel dağı Dandi mevkiinde 2001

 yılı Nisan ayı ortalarında, Alahan köylüleri "kirli sarı renkli ve benekli, uzun kuyruklu,

1.5-2 metre uzunluğunda gayet çevik yırtıcı bir hayvanın" tarifini yapmaktadırlar.

Yine Mut ilçesi Alahan köyünden Hulusi Doğan isimli bir şahıs 5 Haziran 2001 tarihinde

 Dandi mevkii Boncuk çeşmesi civarında yukarıdaki tanıma uyan parsı gördüğünü söyledi.

Buradan alınan pislik örneği de burada bir parsın yaşadığını ispatlamaktadır. Bu bölge

ile Amonos dağlarındaki pars tespiti, alan çalışmalarımız ile sürmektedir.

Kaçkarlar'da Pars izi

Doğu Karadeniz Bölgesi'nden çok az ihbarın gelmesine rağmen Kumerloeve'nin

haritasında burada da parsa işaret edilmesi, bu bölgenin daha bakir bir doğaya

sahip olması bizi her zaman kuşkulandırmıştı.

Cemal Gülas isimli bir şahsın 16 Mart 2001 tarihinde Kaçkar dağlarında fotoğrafını

çektiği izler üzerinde Hagop Savul ile yaptığımız değerlendirmede burada parsın

yaşadığını gösteriyordu; izler 50 metre uzunluğunda tek sıra halinde 15 cm genişliğinde

ve sert kar üzerinde 10 cm derinlikteydi; bu bilgiler, hayvanın 70-80 kg ağırlıkta bir

parsa ait olduğunu gösteriyordu. Bu bölgede daha sonra yaptığımız alan çalışmalarında

 çamur üzerinde de aynı boyuttaki izleri saptadık.

Fotoğrafı çekildi

1-15 Ekim tarihleri arasında Çamlıhemşin ilçesi Kaçkar dağlarında bulunan Hazindağı,

Pokut, Sal, Elevit yaylarında detaylı alan çalışmalarımız sırasında bir köpek ve onun

 peşindeki parsın görülmesi ile kaybolması bir oldu.

Daha sonra aynı mevkilerde yapılan ısrarlı çalışmalar sonucunda, 5 Ekim 2001

 tarihinde parsın fotoğrafı çekildi. Anadolu Biyoloji Tarihi Çalışmaları

(E.Kayaöz, H. Savul.2001).

Fotoğraf tele-objektifle doğa fotoğrafçısı Agop Savul tarafından çekildi. Ancak

Agop Savul'un bu çalışmaları meraklı bir işadamı tarafından finanse ediliyor.

Fotoğraf bu nedenle söz konusu işadamında. Anadolu memelileri üzerine

çalışmalar yapan ve belge toplayan işadamınının bu fotoğrafı hazırlamakta

olduğu kitabında kullanacağı sanılıyor.

Erkan Kayaöz

Orman Yüksek Mühendisi



Son Anadolu Panteri (M. Ertuzun & Y. Ergir) Tarih: 02:29, 18/12/2006

 


 

(bir yok oluş - bir yok ediş öyküsü)

 

 

Panthera pardus tulliana;

yani Anadolu Panteri, ya da Anadolu Leoparı, ya da Anadolu Parsı.

 

Hani son kuşlardan bahsederiz ya ara sıra;

bu öykümüz de son panterle,

ama Afrika’nın değil, Anadolu’nun Neolitik çağlardan beri sakini olmuş Anadolu Panteri

ve 17 Ocak 1974’te Beypazarı’nda bıraktığı son pati izi ile ilgili.

 

** ** **

 

ANADOLU’DAKİ İLK PATİ İZLERİ

 

Anadolu, son 400 milyon yıldan günümüze kadar uzanan bir süreç içinde, eski okyanusal ve

 kıtasal parçaların bir araya gelmesiyle oluşmuştur.

 

Yaklaşık 250 milyon yıl öncesine kadar devam eden süreç içinde, daha yaşlı kıtalar bir araya

gelerek tek büyük kıta Pangea’yı oluşturmuşlardı. Bu süper kıtayı tek bir okyanus olan

Pantalassa kuşatıyordu.

 

Daha sonra bu süper kıta, levha hareketleri sonucu yaklaşık 200 milyon yıl önce parçalanmış;

kuzeyde Lavrasya, güneyde ise Gondwana olmak üzere iki kıtaya ayrılmıştı. Bu iki kıta arasında

doğu – batı uzanımlı, batıdan kapalı, doğuya doğru “V” şekille açılan büyük Tetis Okyanusu

 oluşmuştu. Anadolu da bu Tetis Okyanusu’nun bir parçasını oluşturuyordu.

 

 

Anadolu’nun bugünkü şekline ulaşan jeodinamik evrimi, altmış milyon yıl önce Afrika levhasının - günümüzde de devam eden - kuzeye doğru hareketiyle başlamıştı.

 

Oligosen devrinin (34 - 24 milyon yıl öncesi) sonuna kadar, Alp – Himalaya dağ kuşağı ve bu

 sisteme bağlı olan Anadolu’nun güneyinde Toroslar, kuzeyinde Karadeniz Dağları (Pontitler)

kıvrımlanarak yükselmiş; Orta Anadolu’da kapalı bir havza oluşmuştu.

 

Miyosen devrinde (23.8 - 5.4 milyon yıl öncesi) ise Afrika kıtasının kuzeye hareketinin devam

etmesine ek olarak, Arap levhasının kuzeye hareketi ve Anadolu levhasıyla çarpışması sonucu,

Doğu Anadolu daha da yükselmiş; Anadolu üzerinden memeli hayvanların geçebileceği kara

bağlantıları oluşmuştu. 14 - 16 milyon yıl önce, Afrika ve Asya kökenli pek çok memeli hayvan,

bu kara

bağlantıları aracılığıyla çiçeği burnundaki Anadolu’ya ulaşabilmişti. Anadolu Panteri de bu

memelilerden evrilerek oluşmuş, endemik (yöreye özgü) bir Anadolu türüydü.

 

Pleyistosen (1.7 milyon yıl – 10000 yıl öncesi) devrinin “ilkel” insanının Anadolu’da ilk defa

780000 – 730000 yıl öncesinde görülmesiyle Anadolu’da panterler, bu ilkel insanlarla birlikte

yaşamaya başlamışlardı.

 

Sonra “ilkel” insanlar gitmiş; 30000 – 10000 yıl önce “gelişmiş” insanlar olarak

“Homo sapiens sapiens”, yani “bildiğini bilen insan”, yani bizler gelmiştik  Uygarlaştıkça avlanma tekniklerimizi geliştirmiş,

uçanı kaçanı çok uzaklardan öldürebilmiştik.

 

“Yok ediş”, 10000 yıllık Holosen döneminin başından günümüze dek devam etmiş;

Anadolu’yu

en az Neolitik çağdan beri vatan edinmiş, Konya, Çumra Ovası’ndaki 9000 yıllık

Çatalhöyük ev duvarlarında resimleri bulunan,

 

             

 

şişman kadın heykelciğinin iki yanında yer alan panterlerin sonuncusunu da 1974’te vurup

 rahatlamış;

o namussuzun da kökünü kurutmayı başarmıştık.

 

Ve o gün bugündür de, donumuza kadar leopar desenleriyle, emniyet içerisinde yuvarlanıp

gitmiş;

leopar desenli çantalarımız kapılıp kaçılsa da, bir cep telefonu için trenlerden atılsak da, şehrin

en işlek caddelerinde tecavüze uğrasak da, en azından 1974’ten beri hiçbir leoparın saldırısına uğramamıştık.

 

** ** **

 

BARUTLU UYGARLIK

 

Yirminci yüzyıl kapıyı çalarken tarihin en kanlı katliamlarına tanık olmuş Ruanda’da,

milyonlarca insanın öldüğü Tutsi ve Hutu kabilelerinin savaşlarında gorillerin yok olma

noktasına gelişleri gibi, yirminci yüzyıl boyunca da pek çok hayvan nesli, insanların gözlerini

bürümüş kandan nasiplerini almışlardı.

 

Anadolu Leoparı’na ilk bilimsel “Felis tulliana” adı, 1856’da Fransız zoolog

M. A. Valenciennes tarafından, Klikya Valisi’yken Anadolu Panteri ile ilgili ilk

 bilgileri derleyen Romalı Marcus Tullius Cicero’ya ithafen verilmişti. “Tullius”

 ismi Anadolu’nun panterine giderken “Cicero” ismi de Ankara’nın

köstebeğine, ikinci dünya savaşındaki asrın casusu İlyas Bazna’ya takılacaktı 

 

 

 

Anadolu panterleri, Ege Bölgesi, Toros Dağları, Köroğlu Dağları’nda doğal yaşamlarını sürdürmeye çalışırlardı. Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde ise boyutları daha küçük olan İran Parsı (Panthera pardus saxicolor) yaşardı. Sonuncusu Şubat 1970’te Hakkari / Uludere’de Şehit Şen tarafından vuruluncaya kadar Anadolu’da kaplan da (Panthera tigris virigata) yaşardı. Prof. Dr. Turhan Baytop’un araştırması ve bulguları, Nihat Turan’ın “Türkiye’nin Memelileri” kitabında da yer almış; bu son Hazer Kaplanı’nımızın kuyruğunun Irak’lı bir aşiret reisine kamçı olarak kullanılması için satıldığı belirtilmişti. Şu anda son kaplanımızın postu kuyruksuz olarak Ali Üstay Kolleksiyonu’nda bulunmaktadır.

 

Hitit Kabartmaları’nda bile yer alan Anadolu’daki aslanların sonuncusu ise 1890’da vurulmuştu. Aslanımız gibi “çita”mıza da Anadolu’nun 20. yüzyılını göstermemiştik.

 

Yirminci yüzyıl boyunca pek çok Anadolu Panteri avcılar tarafından kaplan kapanlarına düşürülerek ya da domuz avında kullanılan şevrotinlerle (dokuz bilya/buck-shot) acımasızca öldürülüp, avcıların omuzlarında, fotoğraf makinalarına verilen pozlarda yer almışlardı.

 

                           

 


Zaten 5 Mayıs 1937’de çıkan Kara Avcılığı Kanunu’nda leoparlar her vakit avlanılabilen “zararlı memeliler” arasında yer almaktaydı. Uludere’de öldürülen son kaplanımız da bu zararlı memeliler kapsamındaydı.

 

Kuşadası’nın güneyindeki Dilek Yarımadası’ndan, Ağrı’ya tüm Anadolu, sayısı oldukça azalmış panterlerine dar edilmişti. Kiminin postu bir hanıma kürk olsun, beyninin altındaki omuzlarını ısıtsın diye Sirkeci’deki hanlarda pazarlanıyor, kimininki dibinde okeye dönülen bir kulüp lokalinin duvarına dekor oluyor, kimininki kendisini Hacı Bektaş’ta kader ortağı başka bir Anadolu Panteri postunun yanında, kimi kendisini Ege Üniversitesi’nin Doğa Tarihi Müzesi’nde, kimisi Diyarbakır Ana Jet Üssü’nde buluyor, kimisi de oradan oraya dolaştırılırken murdar oluyor, çürüyüp gidiyordu. 

 

Ama hiçbir avcı Anadolu Panteri’nin nesline Mantolu Hasan’ın verdiği zararı veremedi. 1930-1950 yıllarında İzmirli avcı Hasan Bele, tek başına yaklaşık on beş panteri öldürdü. Bu sayı, Atatürk zamanında Ankara’ya gelen ve Türkiye’de zoolojinin kurucusu olarak bilinen ve panterin Anadolu’daki dağılımının haritasını yayınlayan Dr Hans Kumerloeve’nin “Türkiye’nin Memeli Hayvanları” araştırmasında da elli olarak belirtilmekteydi

.

Mantolu Hasan vurduğu panterlerin postlarını gövdesine pelerin gibi dolayarak dolaşırdı. Bu katliam ancak devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kendisine bir çifte verip, bir daha panter vurmama sözü almasıyla son bulmuştu.

 

 

Anadolu Panteri’nin bugüne kadar doğada canlı olarak çekilebilmiş tek fotoğrafı 1949’da, Malatya / Gölbaşı’nda, mülteci Alman bilim adamı Prof. Dr. Curt Kosswig tarafından çekilmiştir. 1946’da Cafer Türkmen tarafından çekilen panter fotoğrafı, İzmir Hayvanat Bahçesi’ndeki Zoza’nın fotoğrafıdır.

 

 

Prof Dr. Curt Kosswig aynı zamanda Manyas Kuş Cenneti’ni, 1 Nisan 1938’te eşi Leonore ile ilk keşfeden ve buraya “Kuş Cenneti” adını veren araştırmacıdır.

 

Daha sonra, kalan bir avuç Anadolu Panteri;

12.02.1967’de Ali Çalayır tarafından Bolu / Seben İlçesi'nde vurularak,

Ocak 1969’da Hatay / Samandağ’da eşeğini parçaladığı bir köylünün, eşek leşinin üzerine döktüğü zirai ilaçla zehirlenerek,

1970’te Kars / Karakale Köyü’nde vurularak öldürülmüş,

son olarak da 1972’de Ağrı Dağı’nda ve Eskişehir Çatacık’ta (Mihalıççık) görülmüştü.

 

 

Ve gelindi 17 Ocak 1974’e;

Beypazarı’nın Bağözü Köyü’ne...

 

** ** **

 

17 OCAK 1974 / SON PATİ İZİ

 

Bağözü Köyü, Beypazarı’na 12 km uzaklıkta, Nallıhan yolundan kuzeye ayrılarak ulaşılan okulu, sağlık ocağı, PTT acentası, kanalizasyonu bulunmayan; köylülerinin ekip biçtikleriyle kıt kanaat geçinip gittikleri yoksul bir köydür.

 

Bu köy, ABD-Wyoming’deki rezervlerden sonra, dünyanın ikinci büyük Trona rezervinin, yani tabii soda külü rezervinin dibindedir.

 

 


17 Ocak 1974 sabahı, Havva Köksal dere yatağı boyunca aşağıdaki bahçelere – yer elması toplamaya gidiyordu. Önden yürüyen kocası ve kayınbabası gözden kaybolmuşlardı. Şimdi dozerle doldurulmuş olan, o zamanki dere yatağında kocaman, benekli bir kedi yatıyordu.

 

Havva hayatında ilk defa böyle bir hayvan görürken, belki Benekli de hayatında ilk defa bir insan görüyordu. Benekli, Anadolu’da görülen son Anadolu Panteri’nden başkası değildi.

 

Otuz yıl aradan sonra, Mehmet Ertüzün’le birlikte 11 Mart 2004’te Havva Köksal’ı ziyarete gittiğimizde bize büyük karşılaşmayı anlatmıştı.

 

 

- Şöyle uzun kuyruklu upuzun “bir şey”, orada yolun kıyısında yatıyordu. Onu görünce geri geri gitmemle şak deyip kuş gibi üstüme konması bir oldu. Kolumdan tuttu silkeledi; gözlerimi açtığımda yanımda köpek oturağı gibi oturuyordu. Yine gitmişim kendimden. O sırada odundan Süleyman geliyormuş – onu görünce kaçmış...

 

Benekli dört - beş metre uçup, Havva’nın kolunu kaptığında, o silkelemede kol kırılmıştı. Ama bir gerçek daha vardı, Benekli’nin öldürme amacı yoktu, baygın Havva’nın yanıbaşına oturup beklemeye başlamıştı. (Leoparlar yalnız yaşayan, gece hayvanlarıdır; iki yılda bir, genellikle de Ocak ve Şubat aylarında çiftleşirler. Avlarını boynuzluysa boğazından, boynuzsuzsa ensesinden ısırarak öldürürler. 17 Ocak’ta, gündüz vakti, yerini yurdunu terkedip dolaşıyor ve dibinde savunmasız yatan insanı öldürmüyor olması, kendisine aştan ziyade eş aradığını düşündürmektedir). 

 

O sırada köydeki bir evde bu durum görülmüş, kadın kocasına:

 

- Kalk yaa; Havva’yı bir canavar yiyor...   diye bağırmıştı.

 

İlk, belki de son defa bir leopar tarafından ısırılmış birisiyle sohbet ediyorduk. Bu sohbet sırasında:

 

- Çok müthiş, temiz, yani o kadar güzeldi ki, üzerinde kir yoktu – halı gibiydi; onun canlı hali bir bambaşkaydı...

 

ya da:

 

- Belki de kendim tepinirken kırmışımdır kolumu...   gibi sevgi, koruma ifadeleri de dikkatten kaçmıyordu.

 

O zaman İzmir’de vatani görevini yapmakta olan oğluna:

 

- Anneni panter ısırdı   diye haber gitmişti. Oğlu izin alamayınca da firar etmişti; Bağözü’ne gelinceye kadar yolda aklına kimbilir neler neler gelmişti.

 

** ** **

 

BENEKLİ’NİN ÖLÜMÜ

 

Silahlı köylüler “alaca canavar”ın peşindeydi. Başören, Çakıloba gibi çevre köylerden de eli silah tutanlar gelmişti. Amansız bir iz sürümü başlamıştı.

 

Benekli “insan”la karşılaşmış, hayatı kaymış, oradan oraya kaçmaktaydı. Karşıdaki sırta gidip bir çoban ve köpeklerini görünce geri dönüyor, geldiği yolu bulmaya çalışıyordu.

 

Ahmet Çalışkan müthiş bir avcıydı. “Kapı” denilen, vahşi hayvanların geçiş yapacağı yolakları iyi bilirdi. Benekli’nin geçebileceği kapıyı tahmin edip, kargaların da telaşlı iniş çıkışını gözleyip, köyün yukarılarındaki Kızıl Meşe Mevkii’nde pusuya yatmıştı.

 

          

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !